mehmet
cimbombom
Administrator
süper üye
    
Offline
Mesaj Sayısı: 306

|
 |
« : Eylül 18, 2007, 05:54:36 ÖÖ » |
|
KÖKÜNDEN UTANAN GÖRKEMLİ ÇINAR
Bir varmış bir yokmuş. Ormanda ağaç çokmuş. Bu ağaçların her biri kendilerine özel, her biri kendilerince güzelmiş. Yaratan güzel yaratmış. Hem de her ağacı güçlü kuvvetli dallarla, pırıl pırıl yapraklarla donatmış. Bu güzelim ağaçların köklerini de ekböyle yazı yazmayınız etmemiş. Çünkü ağaçlar uzun ömürlü olmalıymış. İşte böyle köklerinden beslenen, güzelliklerle süslenen ağaçların bulunduğu bir orman varmış. Akşam olunca ağaçlar yemyeşil düşlerin uykusuna dalarmış. Bir gece Görkemli Çınar da dalmış düş uykusuna.
– Bu ormanın en büyük ağacı olmak artık beni mutlu etmiyor! diyormuş. Dallarım göklere uzanmalı. Yıldızlar, yapraklarım olmalı...
Bütün bunları düşünüp dururken kendisinden geçen Görkemli Çınar, farkına varmadan yüksek sesle söylemiş düşüncelerini. Bu sözleri duyan kökler dikkat kesilmişler.
– Bizim çınara bir şeyler oluyor ama Allah sonunu hayır etsin! demişler. Görkemli Çınar bir yandan sallanıyor, bir yandan da yıldızları sayıklıyormuş. – Ah! Şu köklerim olmasa! Gökyüzüne ulaşmam, yıldızlarla buluşmam o kadar kolay olacak ki! Aaah... Ah!...
İşin kötüye gittiğini anlayan Bilge Kök, araya girmek zorunda kalmış. Biraz endişeli, biraz kırgın bir sesle;
– Ey ulu çınar! Bugüne kadar ne kötülüğümüzü gördün ki bizden kurtulmak istiyorsun? diye sormuş.
Düş uykusundan uyanan Görkemli Çınar, biraz şaşkınlıkla; – Şey... Sizden ne kötülük görebilirim ki! Sadece daha çok büyümek istiyorum artık, diye cevap vermiş.
– İyi ya, büyü öyleyse... Sana engel olan mı var? demiş Bilge Kök. – Elbette, demiş Görkemli Çınar. Büyümeme tek engel sizlersiniz. Sizden kurtulmadan ne gökyüzüne ulaşabilirim ne de yıldızlara. Görkemli Çınar’ın kararından vazgeçmediğini gören Bilge Kök, sözlerine devam etmiş.
– Ey ulu çınar! Unutma ki büyüklük sadece boyda posta değildir. Sen bu ormanın, belki de bu ülkenin en büyük ağacısın. Fakat bu sözlerinle bizi kırıyorsun. Görkemli Çınar, aklına gelip de bir türlü söyleyemediği şeyi dile getirme fırsatı bulmuş.
– Hah! Ben de tam onu söyleyecektim. Daha çok büyümem için sizin bağlarınızdan kurtulmam gerekiyor.
Bunları söyler söylemez önce sağa, sonra da sola yatar gibi eğilmiş. Köklerden çığlıklarla beraber çatır çatır sesler gelmiş.
Bilge Kök, kendisini biraz toparladıktan sonra acı acı konuşmuş. – Ey ulu çınar! Bugüne kadar su dedin, yerin yedi kat altından sana su getirdik. Gıda dedin, gıdanı bulduk buluşturduk. Gel aklını başına topla! Köksüzlük, en büyük öksüzlüktür. Sen ne yaparsın bizsiz?
Bu sırada rüzgâr da hızını iyice artırmış. Çınar, rüzgârdan da destek alarak sağa sola yatıyor, köklerinden çatırtılar yükseliyormuş. Bilge Kök, acılar içinde kıvranarak ve inleyerek;
– Ey ulu çınar! demiş. Biz seni seviyoruz. Sana yaptığımız hizmetlerden dolayı da pişman değiliz. Fakat kendine kötülük yapıyorsun diye üzülüyoruz. Hem unutma, en zayıf otların bile köke ihtiyacı vardır.
Görkemli Çınar iyice öfkelenmiş.
– Kök kök diyorsunuz da başka bir şey demiyorsunuz. Benim güçlü kuvvetli dallarım ve pırıl pırıl yapraklarımın yanında toz toprak içindeki bir kökün lâfı mı olur! Haydi hoşça kalın! diyerek son bir hamle daha yapmış.
Önce bir çatırtı duyulmuş sonra bir gümbürtü yankılanmış ormanda. Şimdi Görkemli Çınar, boylu boyunca yatıyormuş yerde ve sesi sedası çıkmıyormuş.
Bunun üzerine bütün kökler, dostlarını kaybetmenin hüznüyle hüngür hüngür ağlamaya başlamışlar. Bu ağıtları kırk gün kırk gece sürmüş. Gözyaşları sel olmuş, aka aka göl olmuş. Kırk birinci gün köklerin yanına gelen kuşlar, pırıl pırıl, taptaze üç filizin boy attığını görmüşler. Bunun üzerine sevinç cıvıltıları arasında bir şarkı söylemeye başlamışlar.
Bu şarkı, asırlarca söylenmiş ormanda. Çınarların yaprağında nağme nağme dalgalanıp ulaşmış günümüze kadar.
|